Puslu Kıtalar Atlası

Nisan Kitaplar 05.May.2020 3 görüntülenme 0 yorum
0000000061857 1
 
 
 
Romanın kurgu ve gerçekliği sorgulayan doğası, yaşanan olayların ikinci planda kalmasına yol açar. Puslu Kıtalar Atlası, bir özetle açıklanması ve anlaşılması çok zor bir eserdir.
 
Bir korsan olan Arap İhsan Efendi, yeğeni Uzun İhsan Efendi’yi ziyaret etmek için İstanbul’a gelir. Elinde bir kitap vardır ve bu kitap Arap İhsan’ın hayatını kurtarmıştır. Fakat bu kitap bilemediği bir dilde yazılmış olduğundan bu kitabı tercüme ettirmek istemektedir. Ayrıca Kubelik diye birisi ona büyük bir kazık atmış ve Kubelik’i de bulup öcünü alacaktır.
 Arap İhsan Efendi bir kölesi olan Alibaz adlı çocuğu ve yanındaki maymunu Uzun İhsan’ın yanında bırakarak Kubelik’i bulmak amacıyla İstanbul’da araştırma yapmaya başlamıştır. Arap İhsan, en sonunda hasmı Kubelik’i bulmuş ve tek bir şart ile ondan öç almaktan vazgeçeceğini bildirmiştir. Arap İhsan’ın Kubelik’e koyduğu şart elindeki kitabın tercüme edilmesidir.
Kubelik kitabı tercüme ettirip Arap İhsan’a götürmesi için Uzun İhsan Efendi’ye vermiştir. Kitap Rendekar (Rene Descartes) adlı bir yazara aittir. Ve kitabın adı  “Zagor Üstüne Öttürme” ( Yöntem Üzerine Konuşmalar) dir.  Uzun İhsan Efendi, kitabı Arap İhsan’a vermeden açıp okumaya karar verir ve okumaya başlar.
 
Uzun İhsan Efendi, bir çeşit şurup içerek uyuyan ve sürekli düşler gören biridir. İçtiği bu şurup ile düş uykusuna yatmakta ve bu uykularında ruhu bedeninden ayrılarak dünyayı dolaşmaktadır.  Uyanır uyanmaz da gördüğü rüyaları kitabına yazmaktadır. Bu düş kitabının adı ise “Puslu Kıtalar Atlası”dır.
 
Uzun İhsan Efendi, dayısı için yapılmış olan çeviriyi okumaya başlar. Okuduğu Rendekar’ın “Zagon Üzerine Öttürme”  adlı kitabı okuduktan sonra varlık, yokluk düş ve gerçek üzerinde kafa yormaya başlar. Bu kitap ona var olan her şeyden hatta kendi varlığından da şüpheye düşürmüştür. Bu nedenle düş şurubu içip gördüğü rüyaların mı yoksa kendisinin mi gerçek olduğu konusunda büyük bir ikilem yaşamaya başlamıştır.  En sonunda çıkardığı sonuç şudur. “ Gerçek olan düşleridir, düşten uyanması düştür, düş için uyuması gerçeklik”…
 
“Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum öylese ben varım. Varım ama ben kimim ?”
Uzun İhsan Efendi ‘nin bir oğlu vardır.  Oğlunun adı Bünyamin’dir ona bu adı Hz. Yusuf’un kardeşi Bünyamin’in adı olsun diye özellikle ve bilinçli olarak koymuştur.  Bünyamin babasındaki değişimleri izlemekte ve davranışlarında oluşan değişimleri gözlemlemekte ve nedenini de çok merak etmektedir.  Tüm olan bitenlerin uyku şurubu ile bağlantılı olduğunu da gözlemlemiştir.
Babasının dünyasındaki bu sırları çözebilmek için bu şuruptan içer fakat biraz fazl içmiş ve uyanamamıştır.  Herkes onu öldü sanmış ve mezara gömmeye götürmüştür.  Mezara konulunca kafası niçinden gelen bir ses onu uyandırmış ve fırlayıp mezardan çıkmayı başarmıştır. Bunun üzerine herkes Bünyamin’i konuşmaya başlar.  
 
Bünyamin artık babasının sırrını öğrenmiştir.  Bunun üzerine Uzun İhsan Efendi oğlu Bünyamin’e düşlerinde hazırladığı Puslu Kıtalar Atlasını verir.  “Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma.” Babasının düşlerinde hazırladığı bu kitabı alan Bünyamin, lağımcı olarak Osmanlı ordusuna katılır.
 
Bünyamin böylece elinde Puslu Kıtalar Atlası ile düş mü gerçek mi olduğu pek de ayırt edilmeyen maceralara başlar.  İlk macera uygun olmayan şartlarda bir kaleye baskın yapabilmek için lağım kazmak işidir.  Bu görev esansında pek çok aksilik çıkmıştır.  Kurtardığı Zülfiyar ona mıknatıslı uğursuz bir kara para vermiş, o parayı da babasından aldığı Puslu Kıtalar Atlasının içine koymuştur. Zülfiyar’ı kurtaran Bünyamin, kendi süvari birliklerine yetişmeye çalışırken düşmanlardan yediği darbe ile yüzünün derisi soyulmuş artık tanınmaz hale gelmiştir.  
 
Yüzünün derisi değişmiş olan Bünyamin, tanınmayacak şekilde geri İstanbul’a gelir. Babasının yeniçeriler tarafından götürülüp işkence gördüğünü babasının gözlerinin oyulup kulaklarının kesildiğini öğrenir. Bünyamin babasını arayıp bulmaya karar verir. Bünyamin babasının izini kitaptan okuduğu bir cümle ile bulur. Bunun üzerine kitaptan bir bölüm okuyup kitabın yönlendirmesi ile bir dilenci grubuna katılır.
 
Bu dilenciler Zülfiyar ve onun efendisi Ebrehe için çalışmaktadır. Bu kişilerin tüm derdi Bünyamin’i bulmaktır. Fakat Bünyamin’in yüzü değiştiği için onu bulamamaktadırlar. Ebrehe parayı almak için Bünyamin’i aramış, bu nedenle de babası İhsan Efendi’nin gözlerini oydurmuş, kulaklarını kestirmiştir.
 
Bünyamin dilencilerin  “Büyük Efendisi” Ebrehe ile de tanışmayı başarmıştır. Böylece Bünyamin, Ebrehe’den Osmanlı Devleti’ndeki gizli casus örgütlenmesini, kara paranın sırrını ve Mehdi’nin ilerleyen günlerde İstanbul’a geleceği yönündeki kehanetleri de öğrenir. Fakat bu kehanetler doğru çıkmamış,  dilenciler ayaklanıp Ebrehe’yi öldürmüşlerdir.  
Dilenciler loncasının yok olması üzerine Bünyamin özgür kalmış,  Babasının kendisine verdiği kitabı daha dikkatli bir şekilde okumaya başlamıştır. Bu kitabın adın Puslu Kıtalar Atlasıdır.  Ve bu kitabın son sayfasında tüm yaşananların babası Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde meydana gelen olaylar olduğu anlaşılmaktadır.
 
“Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?”  (Puslu Kıtalar Atlası- S.238-Sonsöz)
Yorumlar
Bu yazıya yorum yapan ilk kişi sen ol.

125 Yorum

1166 Sözler

24 Üye

86 Ziyaretçi